Yazar: petitekare

Sahaf Ruhunu Yeniden Keşfetmek

Lise yıllarında tanışmıştım sahaf kültürüyle. İlk başlarda uygun fiyata ikinci el ders kitaplarını bulabilmek için arşınlamıştım yollarını. Tek tek dükkânların önündeki tezgâhları inceler, az kullanılmış yenisi gibi ders kitaplarını bulmaya çalışırdım. Fakat Sahaflar Çarşı’sında vakit geçirmeye devam ettikçe, o tezgâhların üzerlerini, dükkândaki rafları dikkatle incelemeye başladıkça başka gizemli, otantik bir dünya keşfetmiştim. Beyazıt Çarşısı aslında Osmanlı’dan beri miras gelen bir ahilik anlayışının, Osmanlı’nın 400 yıllık kültür ve yazım tarihine ışık tutmuş, otantik eserlerin, nadide kitapların bir açık hava müzesiydi.


Hafta sonu gelir, sabahın ilk ışıklarıyla atardım kendimi Beyazıt Sahaflar Çarşı’sına. Kitaplara ve tarihe meraklı, gezmeyi seven biri olarak İstanbul’da bulunmaz bir noktaydı benim için. Eski kitapları, basımı bitmiş eserleri bulmaya çalışır, sayfalarını karıştırırdım. Sayfaları çevirdikçe içime harika bir kitap kokusu dolardı ki, bu koku nedenini bilmediğim bir şekilde bana entelektüel bir haz verirdi. Kitaplar birer kapıydı aslında. Bu kapıdan girdiğinizde hem yazarın hikâyesini hem de okuyucunun hayatının bir sentezini bulmak mümkündü. O zamanlar sahaflar çarşısında İbrahim Manav’ın dükkânına uğramak benim için bir ayrıcalıktı. Sahaflar kültürünün elçisi olan bu İbrahim Bey’den nadide kitap önerileri almak benim için paha biçilmezdi.


Sonra her şey gibi Beyazıt Sahaflar Çarşısı da yeni ekonomik düzene yenik düştü. Benim kitap açık hava müzem git gide üniversite hazırlık kitaplarının, yeni çıkan kitapların satıldığı bir yer oldu. İstanbul’un kaybettiğimiz miraslarından biri haline geldi. Eğer otantik, yaşanmışlığı olan kitapları okumaya, kütüphanenizde bulundurma meraklıysanız, sahaf kültürünü hayatınızdan çıkaramazsınız. Ben de yeni arayışlara giriştim. Kadıköy, Galatasaray Lisesi etrafında bulduğum kitapçılar bir nebze olsun ihtiyaçlarımı karşılayabiliyordu. Fakat kısıtlı sayıda dükkân, kısıtlı kitap demekti ve aradığınızı bulmakta zorlanıyordunuz. Yine de geleceği yaşatmaya devam eden sahaflar sizi geri çevirmek istemiyorlar. Kitapları çevrelerinde soruşturup sizin için temin etmeye çalışıyorlardı. 


Sonra internette gidebileceğim sahafları araştırırken kitantik.com adında kitap, dergi, gazete, efemera, antika ve koleksiyon ürünlerinin satıldığı bir internet sitesi keşfettim. Sitede gittiğim gezdiğim yerlerde bulamadığım birkaç kitabı aratıp ikinci el olarak stoklarında var olduğunu görünce yüzümde bir tebessüm belirdi. Evet belki sahaflardaki gibi kitapların kokusunu alamıyorsunuz ama o kitabı sonunda bulmanızın, birkaç gün içerisinde sayfalarında kaybolacağınızın düşüncesi başka bir haz. Sitede katalog bölümünde kitaplara görüş yazılabiliyor. Okumayı olduğu kadar yazmayı da seven biri olarak, her kitap hakkında görüşlerimi de sitede paylaşabiliyor olmak kitapların kokusunu alamamamı bir nebze telafi etti.Sanırım sahaflarda dolaşırken aldığım hazzı kitantik’te yaşamaya devam edeceğim.

Kitalog için link: 

https://www.kitantik.com/sozluk

Kitantik için link:

https://www.kitantik.com
Sünnet Gölü- Çubuk Gölü- Göynük- Taraklı Gezisi

Sünnet Gölü- Çubuk Gölü- Göynük- Taraklı Gezisi

Şehir hayatından uzaklaşmak için tatil günlerini fırsata çevirmeyi çok seviyorum. Bu gezimiz için rota olarak Bolu etrafını tercih ettik. İlk olarak Sünnet Gölü’ne uğradık. Şansımıza hava biraz kapalıydı. Ama yine de manzara ve doğası bizi kendine hayran bıraktı.

Huzurlu ve doğayla baş başa olan ortamları çok seviyorum. Bu mevsim daha sakin olduğundan böyle yerlerin tadını çıkarmak için bire bir oluyor. Gölün etrafında tahta masalar var. İsterseniz kendiniz piknik yapabiliyorsunuz. Biz biraz kuş sesleri eşliğinde manzaraya karşı dinlenip sohbet etmeyi tercih ettik. Gölün kenarında faytonla gezintiye çıkabilirsiniz. faytonu çok güzel süslemişler:) Ayrıca gölün etrafında yürüyüş ve bisiklet parkuları bulunuyor. Bizim uğramak istediğimiz çok fazla yer olduğu için bu aktiviteleri bir sonraki sefere bıraktık.

Gölün hemen girişinde muhteşem bir manzarası olan küçük bir tesis bulunuyor.Gece konaklamasıda mevcut biz bu tesisin bahçesinde kahve keyfi yaptık.

Sünnet Gölü’nde aklımız kalarak yola çıktık diyebilirim. O kadar huzurlu ve güzel bir yer ki sanırım bir dahaki sefere piknik çantamı da alıp geleceğim. Bir sonraki durağımız benim en çok merak ettiğim Çubuk Gölü oldu. Buraya vardığımızda ortam sanki masallardaki gibiydi. Gölün etrafındaki yel değirmenleri harikaydı. Bir kaçının içine girip üst katına çıktık. Keşke biraz tadilat yapılsa dedim. Bu muhteşem doğanın içinde bu kadar harabe olması insanı üzüyor. Ama tadilat yapılması için ilgilenenler varmış bunu duymak beni çok mutlu etti. Gölün etrafında konaklayacak bir tesis bulunmasa da günü birlik turlarla gelenlerin sayısı çok fazla. Yolculuğumuz boyunca çok fazla tur otobüsü ile karşılaştık.

Değirmenlerin yanı sıra küçük tahta evler de bulunuyor .Biz de açık olanların birinde biraz kitap keyfi yapıp tadını çıkarttık.

Yel değirmenlerinin olduğu yerde köylüler organik ürünler satıyor. Biz karadut suyu aldık. Eve gelip denediğimizde neden daha fazla almadığımız için pişman olduk   Severseniz mutlaka deneyin  🙂 

Çubuk gölünden sonra çok yakın olan Göynük’e geçtik. Göynük içinden geçen derelerin olduğu yamaçlara kurulmuş daracık sokakları olan güzel evlerle dolu.

Göynük’te ziyaret edebileceğiniz, simgesi haline gelmiş Zafer Kulesi var. Bu fotoğrafı oradan çektim. Zafer Kulesi ilçeye hakim olarak tam tepede yer almaktadır. Kuleye daracık sokaklardan manzaraya bakarak çıkıyorsunuz. Zafer Kulesi, Kurtuluş Savaşı’nın başarılarını yansıtan anıtsal bir eser olarak yapılmış.

Göynük’te ziyaret edebileceğiniz diğer yerler arasında türbeler bulunuyor. Akşemsettin Hazretleri’nin türbesi bunlardan biridir. Her yıl  Akşemseddin Hazretleri’ni  Anma Günü düzenleniyor. Bu kutlamalar 1988 yılında başlamış olup, her yıl büyük bir coşkuyla kutlanmaktadır.

Göynük’te yemek için yer araştırıken enfes yemekleri olan bir yer keşfettik. Lalezar Restaurant güler yüzlü, ilgili personeli ile bize önerdiği yemekler çok güzeldi. Yolunuz düşerse eğer burada güveçte sarma ve erişte mutlaka deneyin.

Ve sıradaki son durağımız Taraklı için çok fazla vaktimiz olmadığı için hızlı bir tur oldu aslında.Taraklı meydanında ilk gözümüze çarpan Kadirler Konağı oldu. Konağın bir hikayesi var. 150 yıl önce  Çakır Abdullah adında bi bey Çakırlar Konağı’nda yaşıyor ancak eşinin vefatından sonra İstanbul’a gidip gelirken istanbullu bir hanımda tanışıyor ve evlenmek istiyor. Ancak hanımın tek şartı var evlenmek için Büyükada’da olan bir konağı gösterip bana böyle bir konak yaparsanız sizinle evlenirim diyor. Kadirler konağı bunun üzerine yapılıyor. Kadirler konağında konaklama yapılabiliyor. Konağın tam merkezde heybetli duruşu bu zamana kadar korunmuş olması çok güzel. Konağın hemen önünde organik ürünler satılıyor. Tarhana, erişte, ıhlamur bizde biraz alışveriş yaptık. Böyle yerlerden alınan şeyler daha bir lezzetli oluyor.

Meydanın hemen orda kahve içmek için yer ararken bir teyzeden yardım istedik. Bizi Murathan Kahvehanesine gönderdi. İyi ki de göndermiş. Üst katına çıktığımızda huzur dolu bir ortam vardı.

Gelen kahve sunumu çok özenilmişti ve harikaydı. Kendimizi bir arkadaşımıza kahve içmeye gelmiş kadar samimi bir ortamda bulduk diyebilirim. Eski değerlerin buralarda hala yaşadığını, şehir hayatının ise ne kadar yapay olduğunu böyle yerlere geldiğinizde tekrar farkına varıyorsunuz. Mis kokulu kahvemizi içtikten sonra tarihi çınarı görmeye gittik.  Adı geçen bu çınarın heybetli görüntüsü muhteşemdi. Osmanlı geleneklerinde fethedilen yerlere çınar ağacı dikilirmiş. Bu ağacın da 1293-1294 yllarında Taraklı fethedildiğinde dikilen ağaç olduğunu tahmin ediliyor. Biz ağacın büyüsüne kapılmış fotoğraflarını çekerken, bir baktık çınar altında keyif yapalım diye hemen ordan bize çay getirdiler. O kadar samimi ve sıcak bir halkı varki sayelerinde köy evinde demlenmiş mis gibi bir çay içtik.